Oyun oynamak için daha fazla koltuğunuza bağlı kalmanıza gerek yok. Kendinize bir taşınabilir oyun konsolu seçerek siz de gittiğiniz her yerde oyunlarınıza devam edebilirsiniz. Peki yeni bir cihaz alırken nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Detaylar bu yazımızda.
Eski Atari salonlarını, mahalle aralarında elden ele gezen o tuğla gibi atari kasetlerini hatırlayan kaç kişiyiz? Teknoloji o kadar büyük, o kadar akılalmaz bir hızla değişti ki, artık o dönem hayalini bile kuramadığımız devasa grafik güçlerine sahip dev oyun dünyalarını kelimenin tam anlamıyla cebimizde taşıyoruz. Özellikle son birkaç yılda bu pazar o kadar hareketlendi, o kadar büyük bir rekabetin içine girdi ki, her köşe başından, her teknoloji devinden yeni bir cihaz fırlıyor.
Peki, bilgisayar kalitesindeki bir oyunu yatakta uzanırken, uzun bir otobüs yolculuğunda ya da sessiz bir kahvecide keyifle oynamak isteyen biri olarak, bu karmaşada doğru cihazı nasıl seçeceğiz? Gelin, reklam kokan teknik jargonları, o sıkıcı ve soğuk broşür maddelerini bir kenara bırakıp, samimi bir dost meclisinde kahve içerken konuşur gibi taşınabilir oyun konsolu dünyasını tüm artıları ve eksileriyle masaya yatıralım.
Bana kalırsa bir taşınabilir oyun konsolu satın alırken vermeniz gereken ilk, en kritik ve en büyük karar kesinlikle cihazın işletim sistemidir. Şu an piyasada net bir şekilde iki farklı ekol çarpışıyor. Bir tarafta Nintendo’nun fitilini ateşlediği ve kendi özel, hafif yazılımıyla kullanıcıya saf bir “aç ve oyna” rahatlığı sunan cihazlar var. Diğer tarafta ise ASUS, Lenovo veya MSI gibi devlerin arkasında durduğu, bildiğimiz masaüstü işletim sistemini küçücük ekrana sığdıran Windows tabanlı canavarlar yer alıyor.
Windows tabanlı bir taşınabilir oyun konsolu aldığınızda aslında elinizde minik, taşınabilir bir bilgisayar tutuyorsunuz demektir. Epic Games, Steam, Xbox Game Pass gibi platformlardaki yıllardır biriktirdiğiniz tüm oyun kütüphaneniz anında elinizin altında oluyor. Fakat dürüst olalım; Windows hala küçücük bir dokunmatik ekranda analog kollarla kontrol edilmek için tasarlanmış bir sistem değil. Güncellemeler, sürücü hataları, arka planda RAM tüketen gereksiz Windows servisleri veya ansızın çöken oyunlar bazen insanı hayattan bezdirebiliyor.
Eğer benim gibi “ben teknik detaylarla, ince ayarlarla uğraşamam, koltuğuma uzandığımda tek tuşla oyunum saniyeler içinde açılsın” diyorsanız, o cihaz için özel olarak optimize edilmiş, safkan bir konsol arayüzüne sahip bir taşınabilir oyun konsolu seçmeniz oyun keyfinizi katlayacaktır. Öbür türlü vaktinizin yarısı güncelleme beklemekle geçer, benden söylemesi.
Bir el konsolunun kalbi, ruhu, her şeyi kesinlikle ekranıdır dostlar. Cihazın içindeki işlemci ne kadar güçlü olursa olsun, grafik kartı saniyede kaç kare üretirse üretsin, eğer o renkler soluksa, siyahlar gri gibi görünüyorsa o oyundan asla tam anlamıyla tat alamazsınız. Son dönemde taşınabilir oyun konsolu üreticileri bu durumun farkına vardı ve ekran kalitelerini ciddi şekilde artırmaya başladı.
Bütçeniz elveriyorsa, kendinizi biraz zorlama pahasına bile olsa kesinlikle OLED panelli modellere yönelmenizi öneririm. Siyahların gerçekten simsiyah olduğu, renklerin adeta ekrandan fırlayacakmış gibi canlı durduğu bir görsel deneyim, oyuna bakış açınızı tamamen değiştirecektir. Tabii sadece renk doğruluğu yetmez; akıcılık da bu işin olmazsa olmazı. En azından 90 Hz veya 120 Hz yenileme hızına sahip bir ekran, özellikle hızlı akan yarış veya aksiyon oyunlarında gözlerinizi inanılmaz rahatlatacaktır. 60 Hz bir ekrandan sonra 120 Hz bir el konsolu kullanmak, adeta gözlerinize bayram ettirmek gibi bir şey.
İşte teknik özellik listelerinde, YouTube incelemelerinde çok fazla göz önünde bulundurulmayan ama gerçek hayatta can yakan o gizli detay: Ergonomi ve ağırlık dengesi. Kağıt üzerinde tam bir canavar gibi duran, en ağır oyunları bile akıcı oynatan bir taşınabilir oyun konsolu, eğer 700-800 gram ağırlığındaysa ve elcik tasarımları avucunuzun yapısına tam oturmuyorsa, yarım saat sonra bileklerinizde hissettiğiniz o sızlama yüzünden oyunu kapatmak zorunda kalırsınız.
Ben şahsen bir cihazı elime aldığımda parmaklarımın arka tetik tuşlarına zahmetsizce erişmesini, cihazın ağırlığının tek bir noktaya binmeyip ellere dengeli dağılmasını isterim. Cihaz seçerken sadece işlemci modeline bakmayın; kullanıcı forumlarına girip uzun süreli kullanımda ağırlık dağılımı ve malzeme kalitesi hakkında neler yazılmış, mutlaka inceleyin. Solan parmaklar ve uyuşan bilekler en güzel oyunun keyfini bile anında baltalar.
Gelelim bu cihazların en zayıf, en can sıkan ve üreticilerin reklamlarında pek bahsetmek istemediği karın ağrısına: Pil ömrü. Kusura bakmayın ama teknoloji markalarının “AAA kalitede devasa oyunları her yerde saatlerce oynayın” vaadi, gerçek dünya testlerine geldiğinde biraz suya düşüyor. Yeni nesil, grafik canavarı bir oyunu yüksek ayarlarda ve yüksek ekran parlaklığında açtığınızda, piyasadaki en güçlü, en kral taşınabilir oyun konsolu bile ortalama 1.5 – 2 saat içinde beyaz bayrağı çekip “beni prize tak” diye yalvarmaya başlar.
Eğer sık sık seyahat eden, otobüste, uçakta uzun vakit geçiren biriyseniz, cihazın batarya kapasitesini (Wh cinsinden) çok iyi inceleyin ve yanınıza en az 65W güç destekli, sağlam bir powerbank almayı alışkanlık haline getirin. Ha, eğer derseniz ki “ben daha hafif, bağımsız (indie) oyunlar veya retro klasikler oynayacağım”, o zaman işlemciyi daha az yorarak bu süreyi 4-5 saate kadar esnetmeniz mümkün olabilir. Tercih tamamen sizin ne oynamak istediğinize bağlı.
Özetlemek gerekirse dostlar; dünyada henüz kusursuz, her yönden mükemmel bir taşınabilir oyun konsolu icat edilmedi. Hepsinin kendine göre bir feda ettiği nokta var. Kimi çok güçlü ama pili su gibi içiyor, kimi pil ömründe harika ama ağır oyunlarda kasım kasım kasılıyor, kimi de çok hafif ama ekranı küçük kalıyor. Burada önemli olan piyasanın en pahalısını almak değil, kendi oyun alışkanlıklarınızı doğru analiz etmek. Siz nasıl bir oyuncusunuz? Gün boyu dışarıda mısınız yoksa evde televizyon karşısından sıkılıp yatağa mı geçmek istiyorsunuz? Bu soruların cevabını verin, bütçenizi belirleyin ve bu özgür dünyaya adımınızı atın. Teknolojinin sunduğu bu avuç içi özgürlük gerçekten denemeye değer!
Santa Monica Studio, sızıntıları haklı çıkararak serinin yeni oyununu görkemli bir şekilde duyurdu: God of…
Mercedes Türkiye kampanyalı fiyatlar ile premium segmentte adeta ortalığı ateşe verdi. Bakalım rakiplerden bu hamleye…
Asus, Computex fuarında yeni bir akıllı saat tanıttı. Asus VivoWatch 6 Plus adı verilen cihaz…
İnternette bıraktığımız dijital ayak izi başımıza ne işler açabilir? Siber güvenlik çağında kişisel verilerimizi korumanın…
Trafikte magandalık yapma cezası şimdiye kadar çok da caydırıcı değildi. Fakat yenilenen kanunlarla birlikte çok…
Yapay zeka kullanımının artmasıyla birlikte Deepfake kullananların sayısı da arttı. Peki ama deepfake nasıl anlaşılır?
This website uses cookies.